Osmanlı
İmparatorluğu
Sultan Üçüncü Ahmed 30 Aralık 1673 günü doğdu. Babası
Sultan Dördüncü Mehmed, annesi Emetullah Rabia Gülnuş Sultan'dır. Annesi
Giritlidir. Sultan İkinci Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan Üçüncü Ahmed,
uzun boylu, kara gözlü, doğan burunlu ve buğday tenli idi. Son derece zeki,
hassas ve zarif bir insandı. İyi bir tahsil ve terbiye görmüş olan Sultan
Üçüncü Ahmed ünlü hocalardan dersler almıştı.
Sultan Üçüncü Ahmed, ağabeyi Sultan İkinci Mustafa'nın vefatı üzerine 22
Ağustos 1703 tarihinde 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı
Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık
yapan Sultan Üçüncü Ahmed, hattat ve şairdi. "Necib" mahlasıyla şiirler
yazdı. Ayrıca Musiki ile de yakından ilgileniyordu. Divan şairlerinden
Urfalı Nabi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi.
Gençliği diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti.
Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, rahat bir hayat sürdü.
İstediği her şeyle ilgilendiği için bilgisi de, görgüsü de arttı.
Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı
Devletine gelmesi için çok çaba sarfetti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta
kalan Sultan Üçüncü Ahmed, çıkan Patrona Halil isyanı sonunda, 1 Ekim 1730
tarihinde padişahlıktan çekildi.
Sultan Üçüncü Ahmet'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden
çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak kendisini padişah
yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. Sultan Üçüncü Ahmed'in sadrazamlığa
getirdiği Çorlulu Ali Paşa, ona idari konularda yardımcı olmaya çalıştı,
hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan Üçüncü Ahmet'e
rakipleriyle mücadelesinde destek oldu.
Sultan Üçüncü Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı.
Bunun sebebi Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi,
balkanlardaki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere
inmek istemesiydi.
Erkek Çocukları: Birinci Abdülhamid,
Üçüncü Mustafa, Süleyman, Bayezid, Mehmed, İbrahim, Numan, Selim, Ali, İsa,
Murad, Seyfeddin, Abdülmecid, Abdülmelik
Kız Çocukları: Emine, Rabia, Habibe,
Zeyneb, Zübeyde, Esma, Hatice, Rukiye, Saliha, Atike, Reyhan, Esime, Ferdane,
Nazife, Naile, Ayşe, Fatma, Emetullah, Ümmüselma, Emine, Rukiye, Zeyneb,
Sabiha
MİMARİ ESERLER
İnce ve hassas bir ruha sahip olan Sultan Üçüncü Ahmed,
Sadrazam Damat İbrahim Paşa ile uyum içerisinde çalışmış, bu sırada yaşanan
Lale Devri'nde sanata, edebiyata ve toplumsal hayata özgün bir anlayış
getirilmişti.
Sultan Üçüncü Ahmed;
Topkapı sarayı ile Yeni Camii'de birer Kütüphane,
Ayasofya'da Bab-ı Humayun'un karşısında Türk sanat şaheserlerinden sayılan
bir çeşme (Sultan Üçüncü Ahmet Çeşmesi) ve
İstanbul'un su ihtiyacını karşılamak amacıyla da Deryay-i Sim adlı bir su
bendi inşa ettirmiştir.
Bunlardan başka;
Üsküdar Yeni Valide Camii,
Çorlulu Ali Paşa Medresesi,
Damat İbrahim Paşa Camii ve Külliyesi,
İstanbul'da Yeni Postane arkasında Daarül Hadis ve Sebil,
Ortaköy Camii önündeki çeşme,
Üsküdar Şemsi Paşa'da Hüsrev Ağa Camii önündeki çeşme ve
Çubuklu Camii yanındaki Mesire Çeşmesi gibi eserler yine bu dönemde
yapılmıştır
PRUT SAVAŞI
Rusya, Osmanlı Devleti ile mücadelesinde kendi lehine bir
zemin yaratmak istiyordu. Osmanlı Devleti içinde yaşayan Ortodoks toplumları
kışkırtarak Osmanlı Devleti'ni zayıflatacak ve yapacağı savaşlarda daha önce
kaybettiği toprakları geri alacaktı. Eflak ve Boğdan Beylerini Osmanlılara
karşı kışkırtan Rus Çarı Deli Petro, Poltova Savaşı'nda İsveç Kralı Demirbaş
Şarl'ı yenince, Demirbaş Şarl Osmanlılara sığındı. İsveç Kralını kovalayan
Rus birliklerinin Osmanlı topraklarına akınlar düzenlemesi üzerine, Osmanlı
Devleti Rusya'ya karşı savaş ilan etti (1711).
Sadrazamlığa getirilen Baltacı Mehmed Paşa, 100.000 kişilik bir orduyla
Tuna'yı geçerek Eflak'a girerken, Osmanlı donanması da Karadeniz'e açıldı.
Osmanlı kuvvetleri, Kırım Ordusunun da desteği ile Rus birliklerini Prut
Nehri kıyısında çember içine aldılar. O an için kurtuluş imkanı bulunmayan
Rus Çarı Deli Petro, Moskova'ya bir mektup yazarak durumun zorluğunu ve
ümitsizliğini anlattı. Çariçe Birinci Katarina araya girerek Osmanlı
Devleti'ne barış teklifinde bulundu. Hem Kırım Hanı, hem de İsveç Kralı
saldırıya geçilip Rus ordusunun yok edilmesini savunuyorlardı. Ancak Baltacı
Mehmed Paşa, yeniçerilere güvenmiyordu. Kuşatma sırasında yeni bir kutsal
ittifakın oluşturulabileceği düşüncesine sahip olan ve Osmanlı ordusunun çok
yıpranacağı endişesini taşıyan Baltacı Mehmed Paşa barış yapılmasını kabul
etti (21 Temmuz 1711). İmzalanan Prut antlaşması ile Azak kalesi Osmanlılara
geri verildi. Ruslar, İstanbul'da devamlı bir elçi bulundurmayacak ve İsveç
Kralı Şarl'ın serbestçe ülkesine dönmesine izin vereceklerdi.
Osmanlı Devleti kazandığı bu başarıdan sonra, daha önce kaybedilen Mora
yarımadasını da geri almak istiyordu. Venedikli korsanların Osmanlı ticaret
gemilerine saldırmaları ve Mora halkının Osmanlı Devleti'nin yönetimi altına
girmeyi istemesi Venediklilere savaş açılmasına neden oldu (8 Aralık 1714).
Silahtar Ali Paşa, Modon, Koron ve Navarin'i alarak Mora'yı fethetti (22
Ağustos 1715)
PASAROFÇA ANTLAŞMASI
Avusturya'nın, Karlofça Antlaşması gereğince Mora'nın
Venediklilere geri verilmesini istemesi üzerine, Avusturya'ya da savaş
açıldı. Sadrazam Silahtar Ali Paşa, Osmanlı ordusu ile birlikte Macaristan'a
girdi. Peter Varadin'de Prens Ojen komutasındaki Avusturya ordusu Osmanlı
kuvvetlerini bozguna uğrattı (5 Ağustos 1716) ve Sadrazam Silahtar Ali Paşa
şehit düştü. Bu bozgundan sonra 18 Ağustos 1717 tarihinde Belgrad düşman
eline geçti. Silahtar Ali Paşa'nın yerine sadrazamlığa getirilen Damat
İbrahim Paşa barış teklif etti. Yapılan Pasarofça Antlaşmasına göre; yukarı
Sırbistan, Belgrad ve Banat yaylası Avusturya'ya, Dalmaçya, Bosna ve
Arnavutluk kıyıları Venedik'e verildi, Mora Yarımadası Osmanlılarda kaldı (1
Temmuz 1718).
1724 yılında İran'da taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanarak
İran'ı ele geçirmek isteyen Rusya harekete geçti. İran'ın Rusya'nın eline
geçmesini istemeyen Osmanlı Devleti İran'a sefer düzenledi. Ruslarla yapılan
İstanbul antlaşmasına göre Azerbaycan'da alınan yerler Osmanlılarda kalacak,
Derbent, Bakü ve Dağıstan Ruslara bırakılacaktı
LALE DEVRİ
1718 yılında imzalanan Pasarofça Antlaşmasından sonra
Osmanlı Devleti'nde yeni bir dönem başlamıştı. 1730 yılındaki Patrona Halil
İsyanına kadar, 12 yıl süren bu döneme Lale Devri denir. Sultan Üçüncü Ahmed
ve Damat İbrahim Paşa barışçı bir siyasetten yanaydılar. Lale Devri de bu
barışçı politikaların bir ürünü olarak ortaya çıkmıştı.
Lale Devri'nde edebiyat, kültür ve sanat alanında gelişmeler olduğu gibi,
teknik konularda da Avrupalı devletlerden etkilenilerek bazı yenilikler
gerçekleştirildi. Bu dönem de Avrupa'ya ilk kez geçici elçiler gönderildi.
1727 yılı ortalarında Osmanlı Devleti'nde de matbaa kurulması için
düzenlenen padişah fermanı üzerine, Paris Elçisi 28. Mehmed Çelebi'nin oğlu
Sait Efendi ve İbrahim Müteferrika ilk matbaayı kurdular (16 Aralık 1727).
Lale Devri'nde Yalova'da bir kağıt fabrikası kuruldu.
İstanbul'da sık sık çıkan yangınları daha hızlı kontrol altına almak için,
yeniçeriler içinden bir itfaiye örgütü oluşturuldu. Yine İstanbul'da bir
kumaş fabrikası ve bir çini imalathanesi açıldı. Her tarafta birçok köşk,
saray ve lale bahçeleri yapıldı. Ayrıca Doğu kültürünün klasik eserleri ilk
kez Türkçe'ye çevrildi. İstanbul'da halk yıllar süren savaşlardan sonra
böyle bir dönem yaşamanın mutluluğu içerisinde idi
PATRONA HALİL İSYANI
Damat İbrahim Paşa'nın açtığı zevk ve sefahat devrinden
memnun olmayan bu yapılanları israf olarak gören bir kitle oluşmuştu. Bu
topluluk İran seferinden olumsuz haberler gelmesi üzerine, harekete geçmiş
camilerde ve diğer yerlerde propaganda yaparak ayaklanmanın zeminini
oluşturmaya başlamıştı. Yeniçerilerin içerisinde de huzursuzluk belirmişti.
On yedinci Ağa Bölüğü Yeniçerisi Patrona Halil ve yandaşları 25 Eylül
1730'da ayaklanmayı başlatmışlar, ancak halkın onlara katılmaması
endişesiyle bu girişimlerinden vazgeçmişlerdi. İsyancılar üç gün sonra
Bayezit caminin Kaşıkçılar kapısı tarafından yürüyüşe geçerek ayaklanmayı
resmen başlattılar. Esnafı da dükkanlarını kapatarak kendilerine katılmaya
ikna eden isyancılar, hapishaneleri boşalttılar ve yeniçerilerden de yardım
gördüler. Yeniçeri ağalarından Hasan Paşa onlara karşı harekete geçtiyse de
başarılı olamadı.
Bu gelişmeler üzerine Sultan Üçüncü Ahmed isyancıların ne istediklerinin
sorulmasını istedi. İsyancılar, Sadrazam Damat İbrahim Paşa ile birlikte 37
kişinin kendilerine teslim edilmesini istediler. Lale Devri'nin önemli
kişilerinden olan Damat İbrahim Paşa ve bazı devlet adamları idam edilerek
isyancılara teslim edildi. İsyan sırasında şehir tahrip edildi. İsyancılar
Sadabad Köşkü'nü yaktılar. Ayrıca Divan şairlerinden Nedim de isyan
sırasında öldü.
Patrona Halil ve diğer isyancı başları, bu sefer de tüm isteklerini yerine
getiren Sultan Üçüncü Ahmed'in tahtan indirilmesini istedi. Kendisine ve
ailesine zarar verilmemesi durumunda tahttan çekileceğini bildiren Sultan
Üçüncü Ahmed, 1 Ekim 1730'da Osmanlı tahtını Şehzade Mahmud'a bıraktı.