|
Osmanlı
İmparatorluğu

SULTAN ÜÇÜNCÜ MEHMED
27 Ocak 1595 - 1603
|
Babası |
: Sultan Üçüncü Murad |
|
Annesi |
: Safiye Sultan |
|
Doğumu |
: 26 Mayıs 1566 |
|
Ölümü |
: 20-21 Aralık 1603 |
|
Saltanatı |
: 27 Ocak 1595 - 1603 |
HAYATI
Sultan Üçüncü Mehmed
26 Mayıs 1566'da Manisa'da doğdu. Babası Sultan Üçüncü Murad, annesi Safiye
Sultan'dır. İsmini, Fatih Sultan Mehmed'e benzemesi için, büyük dedesi
Kanuni Sultan Süleyman koydu. Orta boylu, kumral saçlı ve güzel yüzlüydü.
Çok kuvvetli bir ilim tahsili yaptı ve Tacüt-Tevarih yazarı Hoca Sadeddin
Efendi'den dersler aldı. Sultan Üçüncü Mehmed, 1583'te Manisa
sancakbeyliğine tayin edildi. 1595 yılının Ocak ayına kadar görev yaptığı
Manisa'dan, babasının ölüm haberi üzerine hareket ederek, 27 Ocak 1595
tarihinde geldiği İstanbul'da Osmanlı tahtına oturdu.
Sultan Üçüncü Mehmed annesini çok sever, sayar ve dinlerdi. Bundan
yararlanan annesi Safiye Sultan, Osmanlı sarayında hakimiyet kurdu. Bazı
konularda padişahı zorlayıp istediğini yaptırıyor, bu da devlet işlerinde
karışıklıklara sebep oluyordu. Dinine çok bağlı ve tasavvufa da son derece
meraklıydı. Hz. Muhammed'in (S.A.V) ismi anılınca, saygısından derhal ayağa
kalkardı. Üçüncü Mehmed devri duraklama dönemine rastlar. Sultan Üçüncü
Mehmed, kolayca üzüntüye kapılır, yemekten, içmekten kesilirdi. Celali
isyanları ve İran savaşlarının çok uzun sürmesi onu büyük üzüntü içinde
bıraktı. İçkiyi sıkı bir şekilde yasaklayıp, bütün gizli meyhaneleri
kapattırdı.
Erkek Çocukları: Birinci Ahmed, Birinci Mustafa, Selim, Mahmud
MİMARİ
ESERLER
İmar konusunda çalışmalar yaptıran Sultan Üçüncü
Mehmed,
Süt annesi Halime Hatun adına Gölmarmara Halime Hatun Camii ve Külliyesini,
Ayrıca validesi Safiye Sultan adına da Yeni Valide Camii ve Külliyesini
yaptırdı.
Bundan başka birçok camiyi tamir ettiren Sultan Üçüncü Mehmed, Yeni
Camii'nin de temelini attırdı
AVUSTURYA VE EFLAK SEFERLERİ
Sultan Üçüncü Mehmed'in babası Sultan Üçüncü Murad vefat ettiğinde Osmanlı-Avusurya
savaşları devam ediyordu. Sultan Üçüncü Mehmed de tahta çıkar çıkmaz
Avusturya ve Eflak sorunlarıyla ilgilendi. 1595 yılında Avusturya kuvvetleri
Estergon Kalesi'ni kuşatmışlar, 40 km uzakta olan Mehmed Paşa Estergon
kalesine yardıma gitmemişti. Hiçbir yardım alamayan Estergon Kalesi
kahramanca direnmesine rağmen, sayıca üstün olan Avusturyalılara teslim
olmak zorunda kaldı (2 Eylül 1595).
Sinan Paşa, Eflak Prensi Mihai Viteazul üzerine seferler düzenledi. Osmanlı
kuvvetleri Bükreş ve Tergovişte'yi ele geçirdiler. Fakat çok geçmeden Mihai
karşı saldırıya geçti ve Osmanlı kuvvetleri geri çekilmek zorunda kaldı. Bu
sırada bataklıklara düşen Osmanlı askerlerinin büyük bir kısmı şehit oldu.
Daha sonra Tuna'dan karşı kıyıya geçilirken gerekli önlemlerin
alınmamasından dolayı yeni bir saldırıya maruz kalan Osmanlı akıncıları çok
büyük kayıplar verdi.
Estergon Kalesinin düşmesinden sonra Tuna kıyısındaki Vişegrad da düşmanın
eline geçti. Birçok önemli kale ve şehirlerin kaybedilmesi İstanbul'da
devlet erkanı ve yeniçerilerin tepkisine neden oldu. Yeniçeriler de
Sultan'ın sefere çıkmasını istiyorlardı
EĞRİ KALESİ'NİN FETHİ
Durumun kötüye gittiğini anlayan Sultan Üçüncü Mehmed devlet büyüklerini
toplayıp şöyle dedi:
"Ceddimiz, devletimizin kurucusu Osman Gazi Hazretleri'nden, büyük dedemiz
Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bütün padişahlar askerin önünde sefere
çıkmışlardır. Dedemiz Sultan İkinci Selim'le (Sultan İkinci Selim)
cennetmekan pederimiz Sultan Murad (Sultan Üçüncü Murad) bu usulü bozdular.
Biz dahi, başlangıçta seferi paşalarımıza ısmarlamakla hataya düştük. Asker
evlatlarımız bizi başlarında görmek isterler. Kararımız odur ki; yakında
sefere çıkacağız. Hazırlıklar tamamlansın. Küffara haddini bildirmeye gitmek
gerekir."
Sultan Üçüncü Mehmed kendisine karşı çıkan annesi Safiye Sultan'a da şöyle
der:
"Valide, biz Sultan oğlu sultanız, kullanmayacaksak Eyüp Sultan Camiinde bu
kılıcı niçün kuşandık? Kararımız karardır, sefere çıkacağız. Taht uğruna
devleti feda etmeyiz."
20 Haziran'da ordu hareket etti ve kuşatılan Eğri Kalesi 12 Ekim
1596'da padişaha teslim edildi.
HAÇOVA ZAFERİ
Eğri Kalesi'nin fethinden sonra, Osmanlı birlikleri ilerleyerek 15 Ekim 1596
günü Haçova'da Avrupa ordusuyla karşılaştı. Bu ordu da Avusturya, Alman,
Erdel, İspanyol, Fransız, Çek ve Leh kuvvetleri vardı.
Avusturya Arşidükü Maxmilien komutasındaki düşman kuvvetleri ile
yapılan savaşta Osmanlı birlikleri, düşman birliklerinin tüfek atışlarına
maruz kaldı. Pek çok askerimiz şehit oldu.
Ordu merkezinin ele geçirilip padişahın ayrıldığı haberi yayıldı. Ancak bu
gelişmelerden haberi olmayan akıncılar canla başla savaşa devam ediyordu.
Yalnızca bu akıncı birliklerinin mücadelesi bile düşman ordusunun
dağılmasına yetti ve kazanılan Haçova Zaferi ile Osmanlılara Viyana yolu
açıldı (26 Ekim 1596).
Haçova Savaşı'ndan sonra Sultan Üçüncü Mehmed İstanbul'a döndü. Avusturya
Cephesi'ne Satırcı Mehmed Paşa atanmıştı. Tata Kalesi'ni geri almayı başaran
Satırcı Mehmed Paşa, Budin'in kuzeyindeki Vaç bölgesinde düşman kuvvetleri
karşısında başarılı olamadı. Bu arada Avusturya temsilcileri ile bir barış
antlaşması yapılmaya çalışıldıysada, olumlu bir sonuç alınamadı. Bir süre
sonra Avusturya kuvvetleri Kanuni Sultan Süleyman zamanında fethedilen
Yanıkkale'yi (Raab Kalesi) ele geçirdiler (1598).
KANİJE KALESİ'NİN FETHİ
Satırcı Mehmed Paşa iki yıldır hiçbir askeri başarı kazanamamıştı. Bu süre
içinde bazı Osmanlı kaleleri Avusturyalıların eline geçmişti. Mehmed
Paşa'nın idamı üzerine, Sadrazam Damat İbrahim Paşa ordunun başına geçti ve
Belgrad'a geldi. Bu sırada Avusturya barış istemişti.
Avusturyalılar daha önce geri aldıkları Eğri'yi ve Hatvan'ı bize
vermeyi önerdiler. Bu öneriye karşılık, Osmanlı temsilcileri Estergon,
Neograd, Vürek ve Yanıkkale'yi istediler. Antlaşma yapılamadı.
Belgrad'da kışı geçiren Damat İbrahim Paşa, Kanije Kalesi'ni kuşatıp
sıkıştırmaya başladı. Kuşatma devam ederken, kale içinde esir olan Türklerin
canlarını feda etmek uğruna havaya uçurdukları barut deposu kalenin harap
olmasına yol açtı. Ancak yine de teslim olmayan Kanije Kalesi'nin yardımına
bu seferde Philippe Emmanuel komutasındaki 20.000 kişilik bir ordu geldi.
İki ateş arasında kalan Osmanlı ordusu kahramanca savaşmaya devam etti.
Yardıma gelen düşman ordusunun geri çekilmesi üzerine, 40 gün süren bir
kuşatmadan sonra Kanije teslim oldu.
Beylerbeyliğin merkezi Kanije'ye alındı, Kanije Beylerbeyliği Tiryaki Hasan
Paşa'ya verildi. Sultan Üçüncü Mehmed, bu başarısından dolayı Damat İbrahim
Paşa'ya kendisi padişah olarak yaşadığı sürece sadrazamlıkta kalacağı
vaadinde bulundu (10 Eylül 1601). Kanije kalesini geri almaya çalışan
Arşidük Ferdinand, Kanije'yi büyük bir orduyla kuşattı. Tiryaki Hasan Paşa
komutasındaki az sayıda asker iki aydan fazla kaleyi korudu. Yiyecek içecek
malzemesi ve cephanesi tükenmeye başlayan Osmanlı kuvvetleri beklenmedik bir
çıkışla kendisinden kat kat üstün görünen düşman ordusunu Kanije kalesi
önünde yendi (18 Kasım 1601). Bu zaferden sonra İstolni, Belgrad ve Estergon,
1603'de de Uyvar fethedildi.
İRAN İLİŞKİLERİ
İran 1590 yılında imzalanan ve 13 yıl süren antlaşmayı bozmuştu.
Şah I. Abbas, Osmanlı Devleti'nin Avusturya ile savaş halinde olmasını
fırsat bildi. Ferhat Paşa Antlaşmasıyla kaybettiği toprakları geri almaya
çalışan İran, Osmanlı Devleti'nde çıkan Celali isyanlarından da yararlanmaya
çalışarak 25 Ağustos 1603'de savaş açtı.
Şah Abbas Tebriz'i ve Erivan'ı aldı. İran ile savaş devam ederken III.
Mehmed 38 yaşında vefat etti.
|